Mali İstikrar Planı ağırlıklı olarak bankacılık-kredi sektörünü düzenlemiştir. İnceleyeceğimiz bu son başlık ise krize bir şekilde konut kredisi kullanmış olarak giren ve fakat kredi taksit ödemelerinde zorluk çeken tüketiciler için oluşturulmuştur. Bu noktada Hazine ve Merkez Bankası konut kredisi faiz oranlarının indirilmesi için koordineli olarak çalışmaya devam edecektir. Zira programın asıl amacı konut kredisi aylık ödemelerini daha ödenebilir seviyelere çekmektir. Bu amaçla Program, kredi borçlularına iki temel çözüm yolu sunar: konut kredisini refinanse etme ya da konut kredisini tadil etme.
Refinansman yoluyla Fannie Mae ya da Freddie Mac’ten kredi kullanmış 5 milyona yakın borçlu aylık taksitlerini daha ödenebilir hale getirme fırsatı yakalayacaklardır. Böylece güncel düşük faiz oranlarından yararlanmak isteyen borçluların kredileri bu iki kurum tarafından refinanse edilecektir. Fakat takibe düşmüş ve taksitlerini vadesinde ödememiş borçlular program haricinde kalabilecektir.
Tadilat yoluyla ise 4 milyona yakın kredi borçlusu ödeme güçlüğü nedeniyle hacze konu olan taşınmazları üzerindeki bu hacizlerden kurtulma fırsatı bulabileceklerdir. Şöyle ki, program kapsamına giren borçluların tıpkı refinansmanda olduğu gibi kredi aylık taksitleri daha ödenebilir hale getirilecek ve haciz konusu ortadan kalkabilecektir. Programdan herhangi bir finansal kurumdan kredi kullanmış tüm borçlular yararlanabilir. Program dahilinde her bir borçluya göre belirlenecek olan faiz oranı ise asla piyasa faiz oranından yüksek olamayacaktır.
Obama Hükümeti’nin açıkladığı ve yukarıda kısaca özetlediğimiz Mali İstikrar Planı’ndan ders niteliğinde 3 temel sonuç çıkarmak mümkündür. Buna göre, (1) finansal kurumlar günümüz ekonomik yapılarının deyim yerindeyse kalbidirler. Bu kurumlardaki bir aksaklık hemen her sektörün geleceğini (aynı örneğimizden gidersek organlarımızın performansını) etkiler. Dolayısıyla bu kurumların ayakta kalmaları ve kredi-borç ağını sürdürmeleri hayatidir. Plan’ın finansal kurumları ayakta tutma çabası bu açıdan anlamlıdır. Fakat, (2) bu kurumların yaşayabilmesi için, piyasadan borçlanarak topladıkları nakdi üçüncü kişilere, yani gerçek ya da tüzel kişilere kredi olarak vermeleri gerekir ki bu kullandırımdan sağladıkları karla ilk baştaki borçlarını kapatabilsinler. Örneğimizden gidecek olursak, kalbimizin performansı da spor yapmamıza, örneğin günde 30 dk koşmamıza bağlıdır. Ancak bazen daha fazla koşma (kar) isteğiyle 30 yerine 60 dk koşmaya başlarsak kalbimizin durma ihtimali fazlasıyla artabilir. Dolayısıyla finansal kurumların tüketicilere kredi sağlamaları kendi yaşamsal gelecekleri için ne kadar önemliyse, geri ödeyemeyecekleri tutarda kredi vermeleri de hem bu kredinin batmasına hem de tüketicinin var olan mallarını da kaybetmesine neden olacağı için bir o kadar tehlikelidir. Bu ise kredi işleyiş mekanizmasını tamamen baltalayan bir durumdur. Plan’ın, kullandırılan kredileri ödenebilir hale getirme çabası bu amaç doğrultusunda okunmalıdır. Öte yandan, (3) daha fazla koşma isteğimizi makul bir seviyede tutmak ve olası hayati tehlikeleri en aza indirebilmek adına Doktor kontrolünde spor yapmak en güvenilir yol olacaktır. Plan’da yer alan sorumluluk, şeffaflık ve denetim mekanizmaları oluşabilecek aşırılıkları önleme adına kritiktir.
*financialstability.gov , makinghomeaffordable.gov
HürriyetKıyasla/Gökhan Üzüm